Heyecanla Beklenen Orta Vadeli Program 05.Eylül.2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek liderliğinde açıklandı.
Heyecanla beklenmesinin sebebi kararlılıkla uygulandığı söylenen ancak bence sadece Merkez Bankası Para Politikası üzerinden yürütülen ‘Enflasyonla Mücadele’ Programının eksik olan ‘Maliye Politikası’ ile uyumunum bu kez sağlanıp sağlanmayacağı idi.
Pek çok kişi tarafından aslında IMF siz bir IMF Programı uygulanıyor denilmesine karşılık mevcut programının IMF ile benzeşen tek yönü, yükün orta ve düşük gelirli grup yıkılmış olması.

Görsel Kaynak: https://www.taskoprupostasi.com/imf-turkiye-2023te-17nci-buyuk-ekonomi
Daha önceki IMF programlarında program öncesi kur ciddi anlamda devalüe edilir böylece imalat sanayi için ihracat kapısı açılır, programda Para Politikası ve Maliye Politikası eş güdümlü çalışır, program ‘Yapısal Reformlar’ı da içerir, yapısal reformlar belirli bir takvime bağlanır, programda gerçekleşmeler programda öngörülünle beraber gittikçe tıpkı bir inşaatta katlar çıktıkça beton dökülmesi gibi, ülkenin ihtiyaç duyduğu parasal kaynak IMF tarafından sağlanırdı.
Oysa yeni ekonomi yönetimi ile bu kez baş belası enflasyonla ve daha önceki ekonomi yönetiminin ülkenin ekonomisini paramparça eden kararlar bütünüyle sadece Merkez Bankası ve onun kendince kararlılıkla uyguladığı para politikası ile başa çıkmaya çalışıyoruz.
Program temelde birkaç koldan yürüyor.
- Alınan sıkı para politikası önlemleri ile talebi boğ ve talep üzerinden gelen enflasyonist baskıyı yok et
- Kuru tutarak ya da baskılayarak kur üzerinden gelecek maliyet enflasyonunu engelle
- Düşük kur – Yüksek faiz politikası ile kısa süreli fonları ülkeye çekerek bozulan rezerv dengesini kontrollü olarak yükselt
Fakat içinde yaşadığımız Türkiye IMF’in en son bize uyguladığı program döneminden farklı bir Türkiye olduğu için pek çok sıkıntı ile program enflasyonla mücadele etmekte çok zorlanıyor hatta alınan onca önleme karşılık ‘aylık fiyat hareketlerindeki artış’ bir türlü istenilen ölçüde kontrol edilemiyor.
Bunun da birkaç sebebi var.
- Eski Türkiye ‘Parlamenter Demokrasi’ ile yönetilirken, kurumlar şimdi olduğundan daha bağımsızdı. Kuvvetler ayrılığı vardı. Evet Askeri Vesayet ve Yargı Vesayeti de vardı ama bugünkü gibi değil. Şimdi Askeri Vesayet Olmamasına karşılık, kuvvetler ayrılığının temel unsurlarından biri olan yargı neredeyse ‘Tam Bağımlı’ hale gelmiş durumda. Eski Türkiye’de Kurum yöneticilerini keyfi olarak görevlerinden almak mümkün değildi. Oysa Yeni Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile Cumhurbaşkanına tanınan yetki neticesinde Kurum yöneticilerini görevden almak için bir sebep gerekmediği gibi atamalar da yine tek bir kararla, istenildiği şekilde gerçekleştirilebiliyor.
Kurumların büyük bir kısmının içi boşaltılmış durumda. Örneğin TÜİK artık çokça tartışılan bir kurum durumunda. TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına toplum genelinde inanç hemen hemen hiç yok. TUİK yönetiminin bu inanç eksikliğini gidermek yönünde çabaları da yok. Mahkeme kararına rağmen hala ve ısrarla madde fiyatlarının açıklanmamasının kimseye bir faydası yokken, TUİK’in bunları açıklamıyor olması güvensizliği daha da artırıyor. TÜİK Başkanının yaptığı açıklamalar kafalarda soru işaretlerini sileceği yerde daha da artırmış durumda.
- Merkez Bankası üst yönetimi politika faizini pek çok kişinin (bunlara ben de dahilim) beklemediği şekilde artırdı. Merkez Bankası’nın faiz artışlarını kendisine tanındığı alan içerisinde yapabileceğini düşünüyordum. O tanınan alanın yüzde 50 olup olmadığı konusunda emin değilim. Merkez Bankası modellemesinde TUİK enflasyonu ile çalışıyor. Bu durumda politika faizinin doğru yerde olup olmadığı hususu ayrı bir tartışma konusu olmalıydı.
Yine de Merkez Bankası para politikası araçlarını sıkılaştırma yönünde yenilikçi araçlar da ekleyerek kullanıyor. Önceki Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın deyimiyle büyüme ile ödünleşme noktasına gelindi. Burada herkesin kafasındaki soru hükümetin enflasyonla sadece Merkez Bankası üzerinden yürütülen ‘mücadele’ye ne kadar imkân tanıyacağı konusu. Daha net bir ifade ile büyüme mi? Enflasyon mu? soru sorulduğunda hangisinin tercih edileceğini bilemiyoruz. Eğer büyüme seçilirse ki yeni Orta Vadeli Program bunu ima ediyor, o zaman programdan vazgeçilmesi gerekebilir. Bu konu da yabancılar açısından çözülmesi zor bir denklemi ortaya koyuyor ve uzun dönemli geliş riskini daha da artırıyor.
- Enflasyonla mücadele sadece ‘Para Politikası’ üzerinden yürüyor. Buna destek bir Maliye Politikası yok. ‘Kur Politikası’ ve ‘Dış Ticaret Politikası’ ile de bir uyum söz konusu değil. Bütçe gerçekleşmelerine bakıldığında Maliye Politikasındaki uyum gözükmüyor. Maliye Politikası sadece ‘Gelirler Politikası’ üzerine kurgulanmış. Gelir artışı yaratmak için size vergi artışları öngörülmüş. Bu da yükün halka yüklenmesi anlamına geliyor. Alım gücü düşen ve enflasyon altında ezilmiş yoğun halk kitlelerinin üzerine binen fazladan yükler ve düşen alım gücü, doğrudan yabancı yatırımların Türkiye’ye gelmesi önündeki engellerden biri. Gelen yabancı yatırımcı içeriye de satmak istediğinde yoksullaşan halkın üretilen mamulleri alma imkânı azalmış durumda. Buna bir de ülkede genel kabul görmüş ‘hukuksuzluğu’ ya da ‘keyfi hukuki uygulamaları’ görünce doğrudan yabancı yatırımda bulunmak isteyen kişi ülke riskini almak istemiyor.
Daha önceki IMF programı döneminde Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri günden güne gelişirken, Avrupa Anayasa Mahkemesi en üst mahkeme olarak kabul görüp, Avrupa müktesebatı hoşa gitmese bile uygulanıyordu. Şimdi geldiğimiz yeni dönemde bırakın AİHM Mahkemesi kararlarını Anayasa Mahkemesi kararları bile uygulanmıyor. Bu da yabancı açısından en büyük risklerden birini oluşturuyor.
- Geçtiğimiz IMF programından bu yana ülkede çok şey değişti. Özellikle ‘İllüzyon Ekonomisi (Nas Ekonomisi)’ döneminde orta ve düşük gelir grubundan yüksek gelir grubuna çok ciddi bir kaynak transferi oldu. Enflasyon bu kaynak transferini daha da artırdı. Kuru tutmak için getirilen ‘Kur Korumalı Mevduat’ parası olanın parasına para katmasına imkân tanıdı. Hem de sıfır risk ile. Bozulan gelir yapısı ve üst gelir grubunun daha da zenginleşmesi ile bu kesim ciddi oranda harcamaya başladı. Özellikle hizmetler sektöründeki katılığın en önemli sebeplerinden biri bu kişilerin hesapsızca harcama yapabilmeleri. Merkez Bankası’nca alınan para politikası önlemlerinin hizmetler enflasyonuna karşı yapabileceği bir şey yok. Hizmetler sektörü zaten dış rekabete kapalı bir alan. Hal böyle olunca talebin yoğun olduğu yerde hizmet sunanlar istedikleri fiyatı rahatça koyabiliyorlar. Bir yandan da yıllardan bu yana birikmiş kar hasreti yüksek kar hırsına yerini bırakınca enflasyona en büyük olumsuz katkı buradan geliyor.
- Önceki IMF Programı bünyesinde yapılması gereken yapısal reformları da barındırıyordu. Şimdi kendimizce uygulanan programda bırakın yapısal reformları, mevcut kurumların bağımsızlıklarının verilmesi bile en tepede bir güç kaybı olarak görülüyor. Bu kurumlar üzerindeki siyasi baskı, mutlak gücün kurum çalışanlarının hep tepelerinde hissettirilmesi, yapılan işi güçleştirmenin yanında kişisel anlamda iş ve makam kaybı gibi kaygıların da yaşanmasına sebebiyet veriyor. Çok kişi doğru karar yerine makam ve mevkii tercih edebiliyor. Ekonomik anlamda alınması gereken kararlar için önce siyaseten ikna gerekiyor. Siyaseten ikna bünyesinde programı sürdürmek için sürekli bir teşekkür ve güzel sözleri de beraberinde getiriyor.
Örneğin; 6 Ağustos 2024 tarihinde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek A Haber-A Para ortak yayınında açıklamalarda bulunmuş ve ‘Program süreklilik, kararlılık arz ediyor, Cumhurbaşkanımızın kararlılığını ve sabrını çok değerli buluyorum, çünkü çok kesimden baskı var, kararlılığı çok değerli, biz de sonuç alacağız’ demişti. Peki bu sabrın bir sonu varsa ve Sayın Cumhurbaşkanı artık sabretmeyecek noktaya gelirse ne olacağı tabii ki programda sorulmadı. Ancak aklı başında herkesin bu soruyu sorduğuna eminim.
- Yine önceki IMF Programı döneminde kurumların başına liyakatli yöneticiler atanır, kurumlar ve onların kadroları son derece başarılı işler çıkarırlardı. IMF sonrası yeni dönemde örneğim Merkez Bankası’ndan pek çok nitelikli kişi ayrıldı. Bunlar birçok önemli kurumda hemen çalışmaya başladılar. Merkez Bankasının içeriden ürettiği çalışmaların sayısı azaldı, niteliği düştü. Yine bir örnek vermek gerekirse Nas Ekonomisinin uygulayıcısı dönemin Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun BDDK gibi çok önemli bir Kurum’un başına atanması başlı başına liyakatin sorgulanması açısından bile önemli bir örnek. Bu bir vefa gösterisi ise bu vefanın yeri BDDK olmamalıydı.
- Yukarıda bahsettim ama yinelemekte fayda var. Önceki IMF Programlarında Kur önce devalüe edilir, böylece imalat sanayi için ihracat kapısı açık bırakılır, sonra kur serbest piyasada denge fiyatına oturur ve kurun gerçek değeri de bu şekilde ortaya çıkardı. Şimdi uygulanan program maliyet enflasyonu yaratmasın diye kurun tutulduğu (aşağı giderse yukarı çekildiği, yukarı giderse baskılandığı) bir program. ‘Türkiye bunu ilk defa deniyor’. Geçmişten gelen bir birikimi yok. Kurun denge fiyatında olup olmadığı bilinmediği için yine geçmişten gelen kurun aniden yükselebileceğine ilişkin endişe bir türlü yıkılamıyor. Dolayısıyla hem beklenti yönetimi hem de ihracatın ekonomik büyümeye katkısı açısından negatif bir durumla karşı karşıyayız. Yaratılan yabancı sermaye girişi ‘Carry Trade’ kaynaklı ve sürdürülebilir değil. Dış Ticaret açığındaki düşme ekonomik daralma ile ilgili ve yapısal bir değişim yok bu cephede.
- Önceki IMF Programı döneminde dış alemle ve özellikle Batı ile ilişkiler iyiyken şimdi ABD ile olan ilişki inişli çıkışlı ve negatif görüntü hâkim. Batı ile olan ilişkimiz de ‘sen bizim iç işimize karışma, hukuksuzlukları görmezden gel ben de senin buradaki mülteci depon olarak çalışayım. Bir de bana bunun bedelini parasal olarak öde’ şekline evrilmiş durumda. Avrupa Hukuku, hukukun üstünlüğü, müzakereler vs. her iki tarafın da umurunda değil. Böyle olunca Avrupa’ya coğrafi yakınlık ve ucuz iş gücü (bu da tartışılabilir) yabancı yatırımcı açısından pek bir şey ifade etmiyor.
Yazı biraz uzun oldu ama ben 8 Maddede gördüklerimi yazmaya çalıştım. Eminim üzerine biraz daha çalışınca bu 8 maddeye onlarcası daha eklenebilir.

Yorum bırakın